Doğum (bebeği dünyaya getirme süreci), üç evrede tanımlanır. Bu evrelerin ilki gerçek doğum sancısıdır; bu evrede rahim boynu incelip genişler ve bunu geçiş diye bilinen bir dönem izler; ikinci evre, bebeğin doğumudur ve üçüncü evrede gebelik sırasında bebeği besleyen plasentanın vücuttan atılmasıdır.
Doğumun ilk evresinde rahim boynunun bebeğin doğum kanalına doğru hareket etmesine olanak tanımak için tamamen genişlemesi gerekir. Bebeğin plasentaya gönderdiği hormon uyarımı, östrojen hormonu üretimini uyarır. Böylece rahim, prostaglandis üretir ve bebeğin başını rahim boynuna doğru iterek rahim boynunu kısaltıp yumuşatmaya çalışırken, daha güçlü ve daha sık kasılmaya başlar. Rahim boynunun yumuşayıp esnemesi, arka hipofız bezinin oksitosin hormonu üretimini tetikler; rahim, rahim boynunu esnetmeye ve genişletmeye çalışırken kasılmalar daha da şiddetlenir.
Rahim boynu tamamen genişlediğinde bebek, doğum kanalına doğru hareket edebilir. Doğumun bu evresi, çok kısa da sürebilir; ancak 36 saat ya da daha fazla da devam edebilir. Birçok hastanede doğum sancısı, 12 saat sonra artırılıp hızlandırılır.
Doğumun ikinci evresi, annenin bebeği doğum kanalına itmek için ani bir gereksinim duymasıyla başlar. Bu evre, birinciye oranla daha kısadır; ortalama 3-5 ıkınmadan sonra bebeğin başı vajina açıklığından çıkar. Daha sonra, bebeğin annesinin omurgasına dönük olan başı, leğen kemiğinin altına geçer. Başı, omuzlar izler; başın çıkmasından kısa bir süre sonra bebek dünyaya gelmiştir.
Doğumun üçüncü evresi, plasentanın atılmasıdır. Bebek doğduğunda rahim kasılmaya devam eder ve soyulma hareketiyle plasentanın rahimden ayrılmasına yol açan oksitosin hormonu salgılanır. Plasentaya bağlı olan göbek kordonu, bu evrede hâlâ bebeğe ilişiktir. Plasenta, rahimden ayrıldığında kendi kendine doğum kanalından aşağı kayar.
Anne adayı sezaryeni tercih ederek normal doğumdan kaçınabilir; ancak normal doğum bebek için yararlıdır. Katekolamin olarak bilinen stres hormonları, normal doğum sırasında rahim kasılırken ve bebeğin başı sıkışmışken, bebeğin sistemine yayılır. Bu hormonlar, hem bebeğin oksijensiz kalmasını önler hem de bebeği rahmin dışındaki ortama hazırlar. Bu hormonlar, aynı zamanda bebeğin akciğerlerini temizler ve akciğerleri nefes alıp vermeye hazır hale getirir; bebeğin kalbiyle beynine bol miktarda kan gönderir.
Oksitosin
Oksitosin, hipofız bezinin yanı sıra yumurtalıklar ve plasenta tarafından salgılanan bir hormondur. Bu hormonun salgılanması, bebeğin emmesi sırasında meme başındaki sinirlerin uyarılmasıyla başlar. Oksitosin, bebeğin emzirilmesi sırasında süt üretiminden sorumludur; ancak sütün bez dokuları tarafından üretilmesi, farklı bir hipofız hormonu olan prolaktinin denetimi altındadır.
Oksitoksinin doğumun son evrelerinde, rahim kasılmalarını artırması açısından da önemli bir rolü vardır. Bu hormon, rahmin hafifçe kasılıp, zarar gören kan damarlarını sıkıştırmasını sağlayarak doğum sonrası kanamasını azaltır. Bununla birlikte oksitosin, doğum sancısının başlamasına katkıda bulunmaz.
Pozisyon
Doğal doğumu destekleyenler, anne adayını başkalarının (kadının eşi ya da ebe gibi kadına destek veren bir kişi) desteğiyle ayakta
ya da çömelerek doğum yapmaya teşvik eder. Bacaklarını gererek yüzükoyun yatmanın doğumu yavaşlattığı ve bebeğin bir aygıtla (forseps ya da vakumla) dışarı çıkarılması olasılığını artırdığı bilinmektedir. Kadının ayakta olduğu pozisyonda, perinenin (vajinanın dış dudaklarının arkada birleştiği yerle anüs arasında yer alan bölge) kesilmesi işleminin (epizyotomi) gerekliliğini azaltır.
Anne adaylarına son regl kanamasının tarihine göre, tahmini bir doğum tarihi verilmesine ve bunun ultrason kullanılarak doğrulanmasına karşın, günümüzde bebeklerin sadece yüzde 5′i normal doğumla dünyaya gelmektedir.
Doğumun işaretleri
Doğumun başladığını gösteren işareder, şöyle sıralanabilir: rahim ağzını tıkayan mutkusun kanla karışık olarak gelmesi (doğumdan 2-3 hafta önce meydana gelebilir); kasılmalar (düzenli ya da düzensiz olabilir; ancak giderek şiddetlendiğinde ve ağrı verici hale geldiğinde doğumun başlamak üzere olduğunu gösterir); ve su gelmesi (bebeğin içinde bulunduğu amniyon kesesinin patladığını gösterir).
Ağrı kontrolü
Doğum, ağrılı bir deneyimdir; bu nedenle sanayileşmiş toplumlardaki birçok kadın, doğum sancısıyla başa çıkabilmek için bazı tıbbi yöntemlere başvurur. Epidural anestezinin (belden yapılan uyuşturma işlemi) yanı sıra nikritli oksit ve pethidine (bir tür uyuşturucu), doğum sancısını hafifletmek için kullanılan yaygın yöntemlerdir. Alternatif yöntemler akupunktur, aromaterapi, hipnoz, masaj, gevşeme, deri yoluyla elektriksel sinir uyarımı, meme başının uyarılması ve sıcak banyo ya da duştur.
Yardımla doğum
Bazı doğum uzmanları, ceninin içinde bulunduğu amniyon kesesi cerrahi olarak açılarak (amniyotomi), doğumu hızlandırmak için suni oksitosin kullanarak ve doğum sürecini sürekli izleyerek doğumun etkin biçimde yönetilmesi gerektiğine inanır. Ceninin elektronik olarak izlenmesi, epidural anestezi, bebeğin başıyla omuzlarının çıkmasını kolaylaştırmak için perinenin (vajinayla anüs arasındaki kısım) kesilmesi (epizyotomi) ve forseps ya da vakum, kullanılan yöntemler arasındadır.
Epizyotomide kadının perinesi lokal anesteziyle kesilerek görünüşte bebeğe rahat bir geçiş yola sağlanır ve perinenin yırtılması önlenir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), epizyotominin sistematik olarak kullanılmasının haklı çıkarılamayacağını, perinenin başka bir biçimde korunması gerektiğini savunur. Doğumun doğal olarak ilerlemesine izin verildiğinde ve kadın dikey pozisyonda (çömelerek, oturarak ya da ayakta) bebeğini doğurduğunda yırtılma olasılığı daha azdır; yerçekimi, bebeğin doğumuna yardım eder.
PREMATÜRE DOĞUM
Gebeliğin 37. haftasından önce bebek ya da bebeklerin canlı doğması prematüre doğum olarak adlandırılır; prematüre doğum, bebeğin ağırlığıyla tanımlanmaz. Bebeklerin yaklaşık yüzde 5′i bilinmeyen bir nedenle prematüre doğar. Çoğul gebeliklerin neredeyse yarısı prematüre doğumla sonuçlanır. Prematüre doğuma yol açan diğer nedenler, annedeki bir hastalık; rahim boynu açıklığının kısmen ya da tamamen kapanmasına yol açan plasenta previa gibi plasentaya bağlı sorunlar; genellikle açıklanamayan bir nedene bağlı olarak zarların erken yırtılması; rahim boynu yetersizliği gibi rahim boynuna bağlı sorunlar; annede şeker, sigara kullanımı, anksiyete, endişe ya da yetersiz beslenme gibi sağlık sorunları; bebekte sağlık sorunları; annenin yaşı (40 yaşından büyük ve 17 yaşından küçük kadınlar, risk altındadır); ve annenin daha önce zayıf bir bebeğinin olmasıdır. Bütün bebeklerin yaklaşık yüzde 6′sı normal ağırlığın altında doğar; bu bebeklerin büyük bir kısmı, prematüredir (diğerleri, normale göre küçük olarak tanımlanır).
Embriyonun ya da ceninin kendiliğinden ya da başka bir nedenle kaybedilmesi sonucu, vaktinden önce sona eren gebeliklere kürtaj adı verilir. Kendiliğinden kürtaj, düşük olarak da tanımlanır.
Prematüre doğumu engellemek için yapılabilecek çok az şey vardır. Bazı vakalarda bol miktarda sıvı, özellikle su, tüketiminin (günde yaklaşık 8 bardak) prematüre doğumu engellediği ortaya çıkarılmıştır. Prematüre doğum yapan bir kadın, hastane ortamında yakın izlemeye alınır. Gebeliğin devam etmesi için bazı girişimlerde bulunulabilir; ancak doğum engellenemiyorsa bebeğin, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde gözetim altında tutulması gerekir.
SORUNLAR VE KOMPLİKASYONLAR
Bir bebeğin doğumunda en yaygın pozisyon (doğumların yüzde 85′inde) bebeğin başının doğum kanalına ve yüzünün annesinin omurgasına baktığı pozisyondur. Bununla birlikte bazı bebekler, farklı pozisyonlarda
doğar; örneğin, bebeğin omurgasının annesinin omurgasına karşı olduğu pozisyon (doğum sırasında sırt ağrısına yol açabilir); ters pozisyon (önce bacaklarla poponun doğum kanalına girmesi); ya da bebeğin rahimde çapraz yatması gibi. Ters doğumda bebeğin önce poposu ya da bir ayağı doğum kanalına girer. Bu bebekler, bazen bir doğum uzmanı ya da ebe tarafından rahim içinde döndürülebilir ya da bebeğin dönmesi için doğum öncesinde doğal tedavi yöntemleri uygulanabilir; bu bebekler, daha sonra sezaryenle ya da normal olarak dünyaya gelebilir.
Doğal pozisyonundaki bir bebek bile, tıbbi yardım gerektiren sorunlara neden olabilir. Sezaryen, acil durumlarda annenin yaşamını kurtaran bir yöntemdir ve her zaman tercih edilmese de bebeğin pozisyonu ters olduğunda yaygın olarak uygulanır. Forseps ya da vakumla dışarı çıkarma gibi diğer yöntemler, bebeğin doğumuna yardımcı olabilir. Forseps (bebeğin başı üzerine yerleştirilen büyük, yassı kaşıklara benzeyen iki alet), genellikle annenin tansiyonu yükseldiğinde ve bebeğin bir an önce dışarı çıkarılması gerektiğinde, bebekle ilgili tehlikeli bir durum söz konusu olduğunda ya da bebek anormal bir pozisyonda olduğunda kullanılır. Vakumla dışarı çıkarma yöntemi de benzeri durumlarda uygulanır. Bebeğin başını kanala sokmak için bir vakum aleti kullanılır.
Uzmanların en dikkatli hesaplamalarına rağmen bebekler, beklenmeyen bir anda doğabilir. Böyle bir durumda doğum yapan kadını fiziksel ve duygusal olarak desteklemek ve gerektiğinde yardımcı olmak için mümkün olan en uygun ortamın hazırlanması önemlidir. Yeni doğan bebeğin boynunun çevresindeki kordonun yavaşça açılması ve bebeğin yüzünde nefes almasını engelleyen herhangi bir zar olup olmadığının kontrol edilmesi gerekebilir. Yardım gelene kadar anneyle bebeğinin sıcak ve rahat tutulması önemlidir. Bebeği plasentaya bağlayan göbek kordonunun iki taraftan sıkıştırılıp kesilmesi yaşamsal öneme sahip değildir; plasenta, doğumun üçüncü evresinde herhangi bir sorun olmadan rahmin duvarından ayrılır. Plasenta, bir süre bebeğe bağlı kalabilir. Bununla birlikte plasenta, bebekten ayrılmazsa kanamaya neden olabilir.
Doğumun normal ilerleyişinde plasentanın atılması, üçüncü evrede meydana gelir ve genellikle pek fark edilmez. Rahim, kasılmaya devam eder; plasenta, rahim çeperinden ayrılır: rahmin kasılmaları, aşırı kanamayı önler ve plasenta, bedenden dışarı atılır. Bazı doktorlar, plasentanın rahimden ayrılmasına yardımcı olmak için göbek kordonunu çeker; diğer durumlardaysa anneye, plasentanın ayrılmasını kolaylaştırmak için, rahmin güçlü bir biçimde kasılmasını sağlamak amacıyla ergotamin verilebilir. Bununla birlikte bu uygulama, tartışmaya yol açmıştır. Kanama, annelerin hastalanmasına ya da ölmesine neden olan en önemli nedenlerden biridir ve rahimden ayrılmayan plasentanın elle çıkarılması gerekebilir. Göbek kordonunun hemen bağlanmasının kan kaybı ya da kanamaya herhangi bir etkisi yoktur.
SEZARYEN
Kasık kılları hizasının hemen altından, karnın kesilerek bebeğin alınması olarak tanımlanan sezaryen, cerrahi müdahaleyle doğum seçeneğidir. Normal doğumla dünyaya geldikten sonra ölen bebekler için açılan davalardan duyulan korku nedeniyle, sanayileşmiş ülkelerin büyük bir kısmında sezaryenle doğum oranı son yıllarda artmıştır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), sezaryen oranının yüzde 10-15′ten daha yüksek olmaması gerektiğini ileri sürmüştür; ancak iskandinav ülkeleri dışında sanayileşmiş ülkelerin birçoğunda bu oran, yüzde 20′ye çıkmıştır; bu artışa klinik uygulamaların neden olduğu sanılmaktadır.
Sezaryen, başlı başına bir ameliyattır. Uygun olarak yapıldığında potansiyel yararları büyüktür; ancak hem anne hem de bebek için büyük riskler de söz konusudur. Göstergelerin düzgün olarak saptanmaması nedeniyle sezaryen, genellikle çoğul gebeliklerde kullanılır.
GECİKMİŞ DOĞUMLAR
Bütün bebeklerin anne rahminde 280 gün geçirmesini beklemek mantıklı bir yaklaşım değildir; bazı bebekler daha erken, bazılarıysa daha geç doğar. Bebeklerin sadece yüzde 5′i tahmin edilen tarihte dünyaya gelir. Ultrasonla gebelik yakından izlenebilir, hem bebeğin hem de rahim ortamının izlenmesine yardımcı olan bu tekniğin kullanımıyla bebeğin normalden 2 kat ya da daha uzun bir süre geç doğmasına izin verilebilir. Geç doğan bebekler, postmatür olarak tanımlanır.
DOĞUM SONRASI
Doğum sancısı ve doğum sırasında hormonlar, kadının bütün bu süreçle fiziksel ve duygusal olarak başa çıkmasına yardımcı olur. Bebek doğduğunda anne, anestezi altında değilse keyifli ve rahat olur. Anne, dokuz ay boyunca rahminde taşıdığı bu küçük bireyi kucağında tutmaya alışırken bebeğine sarılabilir, ilgilenebilir ve gözlerine bakabilir. 0fori durumu, bir süre devam eder; bazı kadınların anneliğin ilk günleriyle haftalarını neşeyle geçirmelerini sağlar. Bazı kadınlarda ise doğumdan sonraki ilk hafta içinde duygusal bir çöküş görülür; bu duruma, ”bebek sendromu” adı verilir; az sayıda kadında doğum sonrası depresyonu travması yaşar. Hastane ortamı, anne-bebek yakınlaşmasına yardımcı olmaz ve genellikle, annenin bebeğiyle eğlenceli saatler geçirmesine olanak vermediğinden emzirmeyi ve anneyle bebek arasındaki bağı etkileyebilir. Bu durum, hormonal değişikliklerle ve yeni annenin deneyimsizliğiyle birleştiğinde doğum sonrası depresyonuna yol açabilir. Doğum sonrası psikozu, tıbbi tedavi gerektiren ve nadir görülen bir akıl hastalığıdır.
Doğum sonrası dönemi, bebeğin dünyaya gelmesinden sonraki ilk günleri kapsar. Bu dönemde kadının bedeni, gebe olmadığı duruma dönerken yeniden değişir. Bedenden aşırı miktarda sıvı atılır ve kas tonu, normale dönmeye başlar. Beden, aynı zamanda bebeğin beslenmesindeki yeni rolüne alışmaya başlar. Yakınları tarafından desteklenen kadın, yeni anne olmanın kolay olduğunu düşünür.

0 comments
Add your comment